SETA Foundation at Washington D.C.

Insight Turkey

New Page 1

kapak

A quarterly journal in circulation since 1999, is published by SETA Foundation for Political, Economic and Social Research

April- June 2010  Issue

Join Our List

Follow SETA-DC

facebook_32rss_32youtube_32
E-mail Print PDF Bookmark and Share

İsrail'le Ilişkilerin Zayıf Halkası: Gazze by Ufuk Ulutas (Radikal)

İsrail’in son Gazze saldırısıyla sarsılan ve akabinde yaşanan artçı şoklarla sallanmaya devam eden Türkiye-İsrail ilişkilerinde son günlerde normalleşme rüzgarları esmekte. Normalleşmenin ilk sinyallerini, İsrail Sanayi ve Ticaret Bakanı Benyamin Ben-Eliezer Türkiye ziyareti ile vermişti. Ziyareti esnasında Ben-Eliezer, Türkiye’yi İsrail-Suriye arasındaki dolaylı barış görüşmelerinde yeniden aktif rol oynamaya çagırmıştı. Bu çağrıyı, İsrail’de Türkiye’nin arabuluculuğuna olabildiğince soğuk bakıldığı o dönemde üst düzey bir aykırı ses olarak yorumlayabiliriz.
İsrail’de bir süredir kan kaybetmeye devam eden ve son seçimlerin ‘kaybedenleri’ arasında yer alan İşçi Partisi’nin son anda aşırı sağcı koalisyona girmesiyle bakanlık koltuğuna oturan Ben-Eliezer’in İsrail’in karar verme mekanizmasında doldurduğu yerin küçüklüğü sebebiyle Sanayi ve Ticaret Bakanı’nın bu çağrısını, bir devlet politikasından ziyade bireysel bir iyi niyet gösterisi olarak yorumlamak da mümkündür. Fakat bu ziyaretin akabinde yaşanan üç ana gelişme, İsrail’in Türkiye politikasında bir süredir hakim olan kaos havasının yerini, sistematik ve merkezden yönetilen bir tarza bırakmaya başladığını göstermektedir.

İyi polis-kötü polis
Bu gelişmelerden ilki ve belki de en belirleyicisi İsrail’in aşırı sağcı partisi ‘İsrail Beytenu’ milletvekili ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Ayalon’un Türkiye ile ilişkilerin önemine vurgu yaptığı konuşmasıydı. Suriye ile yapılan dolaylı görüşmelerin akamete uğramasını Türkiye’nin performansına değil, Suriye’nin uzlaşmaz tavrına bağlayan Ayalon, Suriye ile görüşmelerin başlaması ve üçüncü bir partinin yardımına ihtiyaç duyulması halinde İsrail’in yardım isteyeceği ilk ülkenin Türkiye olacağını söyledi. Ayalon’un bu sözleri Netanyahu’nun görünürdeki ‘Sarkozy şovmenliği’ tercihi ile çelişsse de iki lider arasındaki bu çelişki, fikir ayrılığından çok İsrail kamuoyunu Türkiye arabuluculuğu konusunda hazırlamaya yönelik bir iyi polis-kötü polis oyunuyla açıklanabilir.
Geçtiğimiz günlerde Birleşmiş Milletler’in iklim konferansı sırasında yapılan Gül - Peres görüşmesi de İsrail’in Türkiye ile ilişkilerini yeniden sistematik bir zemine oturtmaya başladığının sinyallerini verdi. İki cumhurbaşkanının, özellikle ‘Davos mağduru’ Peres’in, Türkiye-İsrail ilişkilerini yeniden ‘dostluk ve istikrar’ üzerine tesis etme kararlılıklarını açıklamaları, görüşmenin olumlu tarafıydı ve
İsrail’in hala yaşadığı Davos sendromundan bağımsız düşünebileceğini göstermesi açısından da önemliydi.
Görüşmenin ironik tarafı ise Peres’in bu görüşmede Gül’e Gazze meselesi ile alakalı söylediklerinin Davos’ta Erdoğan’ın ‘one minute’ tepkisine sebep olan sözlerinden farksız olmasıydı. Peres, Gül’e Gazze saldırısının meşru müdafadan ibaret olduğunu, Gazze halkının içine düştüğü durumun sorumlusunun Hamas olduğunu ve Gazze’deki durumun iyileşmesinin Hamas’ın politikalarına bağlı olduğunu iletti. Peres’in bu sözleri, İsrail Devleti’nin Türkiye ile ilişkilerini düzeltmek istemesine rağmen tam olarak nasıl bir yol izlemesi gerektiğini henüz kavrayamadığını veya bu yola girmeye henüz hazır olmadığını göstermekte. Zira ikili ilişkilerin tıkanma noktası Gazze saldırısı ile oluşan insani kriz ve Gazze’de hala devam eden gayri hukuki ablukadır.
Türkiye-İsrail ilişkilerini kaostan kurtarma amacına yönelik üçüncü gelişme ise İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak’ın önümüzdeki ay Türkiye’ye resmi ziyarete bulunacağını açıklamasıdır.
Burda ilk sorgulanması gereken Barak’ın meşruiyeti ve İsrail’deki siyasi ağırlığıdır. Bir diğer ifadeyle yaklaşan resmi ziyaret çerçevesinde Barak’ın Türkiye-İsrail ilişkileri ve Ortadoğu barışı ile alakalı vereceği demeçlerin ne kadarının devlet politikası ne kadarının da İsrail’in çok alışık olduğu kişisel inisiyatif ürünü olduğudur. Son seçimlerin mağlup partisi İşçi Partisi’nin başkanı Barak, ciddi oy kaybı ve umut vermeyen siyasi ikbaliyle şu sıralar yenilgiyi içsellemiş bir görüntü çizmekte.
Siyasi hırsıyla bilinen Barak, koalisyondaki ikinci hatta üçüncü adam pozisyonuna bile razı görünmekte. Bu durumda Barak’ın kişisel inisiyatif ile hareket edemeyeceğini ve Başbakan’ı Netanyahu ile koordinasyon içerisinde olduğunu iddia mümkündür. Bir diğer ifadeyle Barak, Türkiye’ye Netanyahu’nun gölge Dışişleri Bakanı olarak geliyor. Muhtemelen Netanyahu-Ayalon ikilisinin oynadığı iyi polis-kötü polis oyununun bir benzerini Netanyahu-Barak ikilisinden de göreceğiz.

İlişkiler sivilleşmeli
İsrail’in Türkiye politikasındaki bu son değişiklik İsrail’in Türkiye algısının da değişmeye başlamasıyla alakalıdır. Özellikle İsrail’in ‘Anadolu Kartalı’ tatbikatından çıkarılması sonrasında yaşanan gelişmeler, Tel Aviv’in Türkiye’deki asker-siyaset ilişkileri algısında da önemli değişiklere sebep olmuştur. Bugüne kadar Türkiye ile ilişkilerini hükümetlerden ziyade genelkurmay üzerinden yürüten Tel Aviv, ilişkilerin düzelmesinin yolunun ilişkilerin sivilleşmesinden geçtiğini anlamaya başlamıştır. Aynı zamanda Tel Aviv, Gazze saldırısı akabinde Türkiye’de İsrail politikalarına karşı oluşan eleştirel tavrın, Başbakan Erdoğan’ın kişisel tepkisinden ibaret olmadığını da kabullenmeye başlamıştır.
Burada global ve bölgesel konjonktürün de İsrail’in Türkiye ile ilişkilerini düzeltme yönünde adım atmasında itici güç olduğunu söyleyebiliriz. İlişkilerin gerilmesi, özellikle İsrail-Suriye barış görüşmelerine direk etkide bulunmuştur. Şu an gelinen noktada Suriye tarafının görüşmelere Türkiye ile devam etmek istemesi; buna karşı Netanyahu’nun da tabiri caizse ‘gurur yapıp’ Türk arabuluculuğuna karşı çıkar görünmek için Sarkozy’nin olmayacak duasına amin demesi görüşmeleri zora sokmuştur. Bu yönüyle İsrail-Suriye görüşmelerinin akibeti, Türkiye-İsrail ilişkilerinin akıbeti ile yakından alakalıdır.
İsrail’in gündemini uzun süredir meşgul eden İran meselesi de İsrail’in Türkiye ile ilişkilerinin düzeltme çabasında belirleyici olmuştur. Zira Ortadoğu’nun en izole ülkesi olan İsrail’in İran tehditini bu denli hissettiği bir zamanda en son isteyeceği şey bölgede normal ilişki kurabildiği tek ülke olan Türkiye ile ilişkilerin zedelenmesi yoluyla izolasyonunun daha da artmasıdır. Daniel Ayalon’un 15 Aralık’ta Eş-Şark el-Evsat gazetesinde yayınlanan ‘Arap Dünyasına Açık Mektup’ başlıklı yazısı, İsrail’in İran tehdidi karşısında cephe genişletme çabasının en çarpıcı örneklerinden birisidir. İsrail’in İran tehditine karşı Arap dünyasını yanına çekmeye çalışacak kadar ümitsiz olduğu bir ortamda Türkiye ile ilişkilerindeki kaosu devam ettirme lüksü yoktur.
Türkiye-İsrail ilişkilerinin normal seyrine kavuşmasının bölgesel barışa katkısı büyük olacaktır. Şu gelinen noktada İsrail normalleşmeyi arzulamasına rağmen bunun gerekliliklerini yerine getirmemektedir. Bu durum ilişkilerin normalleşme sürecinin sağlam zemine oturmasına engel olmaktadır. Gazze’deki insani kriz ve uluslararası hukuk ihlali sürdüğü müddetçe Türkiye-İsrail ilişkileri sağlıklı bir normalleşme dönemine giremeyecektir. Bu konuda Ankara’nın Gazze saldrısının ilk gününden bugüne kadar hiç değişmeyen eleştirel tavrı bu durumun en açık göstergesidir.
Gazze’ye girmesine izin verilen her temel ihtiyaç maddesi Türkiye-İsrail ilişkilerini normalleştirecektir. Gazze’deki ablukanın kalkması Türkiye-İsrail ilişkilerindeki kaos ortamını da kaldıracaktır.

Ufuk Ulutaş: SETA Washington D.C. Ortadoğu Programı Koordinatörü